AKTİF-SEN ÜYE YAPMAYA BAŞLADI
İLK MÜJDE MÜDÜRLERE GELDİ
YÜREĞİN YETİYORSA İŞ BIRAKALIM
MEMURSEN KAMUSEN'E CEVAP VERDİ
MEMURLARA 3+3 ÇOK BİLE
Eğitim-öğrenimime Unus ilkokulunda başladım. Yedi yıl süreli ilk eğitimimin ardından Ordubat şehrinde M.T. Kutsi I nolu orta okulunda okudum. Yedi yıllık ilköğrenimimi tamamlayıncaya kadar en büyük arzum doktor olmaktı. Ona öğrenimime başladığımda Tarih ilmine ilgi duydum. Toplumu anlamak benim için çok ilgi çekici idi, Marks’ın Kapital’ini okumaya başladım. Bize yaptıkları propaganda da Kapital’i dünyanın şaheseri olarak tanıtmıştılar. O dönemler okuduğumda Kapital’i tam anlamıyla kavrayamamıştım. Öğretmenlerim ve öğrenci arkadaşlarım beni haklı olarak alaya alıyordular.
Küçük yaşlarımdan başlayarak oruç tutardım, (gizli olarak tuttuğum dönemlerde oldu ki, öğretmenler bilmesin) Bazen annemle birlikte namaz da kılıyordum. 9-10. sınıflarda iken Mir Cafer Bağırov’u savunduğum için birkaç defa öğretmenler odasına çağrılıp bu düşüncelerimden vazgeçmem istendi.
10. sınıf öğrencisi iken, Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nde Şarkşünaslık (Doğu ilimleri) Fakültesi açılacağını öğrendim. Nizami, Hakanı, Fuzuli ve diğer şairlerimizi daha doğru anlamak amacı ile söz konusu fakülte sınavlarına hazırlandım. 1957 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nin Şarkşünaslık Bölümüne (o yıllarda Filoloji Fakültesi’nin bünyesinde idi) Arap Filolojisi uzmanlığına girdim.
Üniversitenin II. ve III.. sınıflarında okurken tarihi-siyasi konulara daha çok ilgi duymaya başladım. Birkaç öğrenci yoldaşım ile birlikte milli siyasi konularda ateşli tanışmalara başladık. Bizde böyle bir fikir oluştu ki, halkımız köle, vatanımız ise sömürgedir. Bu sohbetler Alim Hasayev, Malik Mahmudov, Rüstem Eminov, Mehdi Ağalarov, Rafık Ismailov, Abbas Musayev ve Zakir Memedov ile aramızda geçiyordu. Azatlık uğrunda mücadele etmeye söz verdik - elbette amatör ruhla başlayan mücahitler olarak. Ancak profesyonel mücadele yollarını da arıyorduk.
Üniversitenin V. sınıfında iken aramızda Arap dilini iyi derecede bilen Malik Mahmudov ile Malik Karayev bir yıl süre ile Irak’a pratik için gönderildiler. Onlar bir yıl sonra döndüklerinde Malik Mahmudov ile siyasi mücadelemizi devam ettirmemiz konusunda ciddi karara vardık ve bir meramname (program) hazırladık. Meramname hakkında yalnız beş kişi bilgi sahibi idi. Ben takip eden süreçte yaklaşık iki yıl (1963-64) Mısır’da tercüman olarak çalıştım. Mısır’da bulunduğum ortam, siyasiler ile ilişkilerim bana çok önemli kazanımlar sağladı. Hatta orda bîr iki kez Türkiye ve ABD Büyükelçiliklerine giderek birileri ile tanışmak istedim. Ancak çekindim. Kendimce bu karara vardım ki, ben onlarla ilişki kurar isem sorun doğar, halkıma güven sarsılır, onları yurt dışına bırakmazlar. Mısır’da bulunduğum süre içerisinde yabancı siyaset adamları (belki de istihbaratçılarla) hiçbir temasımın olmamasına çalıştım.
Mısır’da bu ülkenin devlet adamları ile ilişkilerim oldukça seviyeli idi. Gerek Sovyetler gerek Mısır’ın siyaset adamları beni doğrulurı konuşan bir insan olarak görüyordular. Onlar birbirlerini aldattıklarında yanlışlıklarını anlatıyordum, bana bakıp gülüşüyordular. Ben söz konusu olduğunda Nasır’ ı da Kruşçev’i de eleştiriyordum. Siyaset dünyasında böylesine hareket istihza yaratıyordu.
Bir gün Luksor şehrinde Sovyet uzmanlarından bir grup ile Devlet Başkanları Kruşçev’i. Nasır’ı, Irak Devlet Başkanı Arifi, Azerbaycan Bakanlar Kurulu’nun başkanı Alîhanov’u, Cezayir Devlet Başkanı Ahmet Bin Bella’yı ve diğerlerini karşılıyorduk. Herkes konuklarla tokalaşıyordu, ben yalnız iki kişi ile, Ahmet Bin Bella ve büyük sanatkarımız Reşit Behbudov ile görüştüm, diğerleri geldiğinde elimi cebime koydum. (Şimdi bu hareketim kendime de garip geliyor) Bu davranışımdan dolayı bir soruşturmada geçirdim.
Benim kendi dünyam vardı.Herhalde iş arkadaşlarım beni delikanlı tercüman olarak görüyordular. Soruşturma döneminde Özellikle de Kruşçev’in Kıbrıs sorunu ile ilgili görüşlerinden dolayı bir İki aşağılayıcı söz de sarf etmiştim. Baku ‘ye döndüğümde DTK (Devlet Güvenlik Komitesi KGB) Kruşçev ile ilgili sözlerimden ötürü beni cezalandırdı.
Mısır’dan döndükten sonra Ben, Malik Mahmudov. Alim Hasayev ve Rafik Ismailov birkaç kez görüşüp dörtlü bir grup oluşturduk. Her birimiz 3 kişi seçmeli, bu üçlü gruplardan her bîri 5 kişiyi gruba celb etmeliydi. Bir süre geçtiyse de teşkilatı istediğimiz ölçüde kuramıyorduk (Tecrübesizliğimizin yanısıra DTK bizi sürekli izliyordu)
İstediğimiz teşkilatı oluşturamayınca, her birimiz ferdi çalışmaya, daha çok propaganda faaliyetine başladık.
Ben bütün gücüm ile üniversite ve doktora öğrencileri arasında milli şuurun canlanması yönünde propaganda yapıyordum. Hiç kimseye hesap vermediğim gibi bazı konuları yakın dostlarımdan da gizliyordum. Üçlü, beşli, yedili ve dokuzlu olmak üzere gruplar oluşturuyordum. Her grup ile de yalnızca kendim meşgul oluyordum, Bu süreç uzun bir süre ve güç İstiyordu.
1969 yılında Tolunoğulları Devleti (IX. yüzyıl) adlı doktora tezimi yazdım.
1971-74 yıllarında üniversitede artık öğrenci hareketleri görülmeye başlandı. Amacım geleceğe hazırlamaktı. DTK , bir teşkilatın faaliyet gösterdiğini biliyor, ancak bütün çabalarına rağmen ortaya çıkaramıyordu. (Artık sır değil: l keresinde üniversitede hocam Aliövset Abdullayev bana DTK’da benim gizli örgüt ve programım olduğu konusunda düşünceler olduğunu bildirdi. Ben, O’nu bunun doğru olmadığına inandırdım, ancak kendim yalan konuşmuştum. (Şimdi hocamdan özür diliyorum)
Ancak DTK bütün dikkati ile beni izliyordu. Ocak I975′de beni tutukladılar. DTK benim yanıma birkaç hoca ve öğrenci yerleştirebilmişti. Ben onları duymuştum. Ancak onları aldatıyordum. (Kim kimi?)
Benim hiçbir hoca veya öğrenciye (hatta DTK ajanlarına) nefretim doğmuyordu. Bazen hatta DTK çalışanlarını bile günahkar görmüyordum. Bir tek düşmanım vardı. Sovyet İmparatorluğu. Diğerleri onun zavallı hizmetlileri idi. Bu zavallı generallere ve polislere de acıyordum.
Benim işim zalim imparatorluğa karşı mücadele idi. Hainlere, satılmışlara tarih kendisi ceza verecekti, verdide.
Ocak 1975 Temmuz 1976 arasında hapis yattım. Aralık 1976′dan itibaren Azerbaycan ilimler Akademisi Salman Mümtaz Elyazmalar Enstitüsün ‘de çalıştım.
Ebülfez ELÇlBEY mahkumiyetinden sonra göreve başladığı El Yazmaları Enstitüsü’nde de halkını azadlık uğruna örgütleme çalışmalarını aralıksız devam ettirdi. 1988 yılında başlayan ermeni saldırı ve provokasyonlarına karşı ilk direniş hareketini; Kasım 1988′de “Meydan Mitingleri’ni düzenledi.
16 Haziran 1989′da Azerbaycan Halk Cephesi’ni resmen kurarak başkanı seçildi. Kızılordu’nun 20 Ocak 1990′da Bakü’de hayata geçirdiği katliama kadar çalışmalarını sürdürdü. Katliamın ardından dağılma sürecine giren Sovyetler Birliği ve Azerbaycan’da siyasi istikrar tamamen sarsıldı. ELÇlBEY önderliğindeki Azerbaycan Halk Cephesi, Azerbaycan Türklerinin bağımsızlık taleplerini açıkça dile getirdiler. Üç renkli ay-yıldızlı bayrak Parlamento binasına asıldı. Aralıksız sürdürülen çalışmalar sonucu Azerbaycan Cumhuriyeti 18 Ekim 1991′de bağımsızlığını ilan etti.
ELÇİBEY, Parlamentonun aldığı karar gereği 7 Haziran 1992′de yapılan ilk demokratik seçimler sonucu Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Devlet Başkanı seçildi. Göreve başladığı ilk günden itibaren ülkede insan hakları ve hukukun üstünlüğüne saygılı demokratik devlet yapısını oluşturmaya çalıştı. Rus ordularını Azerbaycan Cumhuriyeti’nden çıkardı. Devletin resmi dilinin Türkçe olduğunu ilan etti. Latin alfabesini uygulamaya koydu.
Ermeni saldırı ve işgallerine Azerbaycan Halk Cephesi taraftarlarından oluşan gönüllü birliklerle karşı koydu. Ancak 4 Haziran 1993′de maruz kaldığı darbe sonucu Bakü’den ayrılarak Nahçıvan’ın Keleki köyüne gitti. 4 yıl süreyle kaldığı Keleki’den 31 Ekim 1997′de Bakü’ye dönerek 1995 yılında partiye dönüştürülen Azerbaycan Halk Cephesi Partisi’nin Genel Başkanı olarak siyasi çalışmalarını devam ettirdi. Bu süreçte kurduğu ve başkanı olduğu Bütöv Azerbaycan Birliği adlı teşkilatla da büyük ideallerini hayata geçirme çalışmalarını yürüttü.
Ebülfez ELÇlBEY uzun süre devam eden rahatsızlığının şiddetlenmesi üzerine tedavi görmek amacıyla 7 Temmuz 2000′de geldiği Türkiye’de 22 Ağustos 2000 Salı günü vefat etti. Ömrümün en hoş günlerinden biri 16 Haziran 1989′da Azerbaycan Halk Cephesi’nin kurulması ve Cephe başkanı seçilmemdir.
YorumlarToplam 18 yorum mevcut
Şerafettin YELTEKİN 1 ay önce yorumlandı
azerbaycan için canını veren büyük bir devlet adamı,koministler onun ömrünü yedi, allah mekanini cennet etsin.
kürşad 2 ay önce yorumlandı
çok değerli bir dava adamıydı.azerbaycan için ömrünü tüketmiştir.allah rahmet eylesin.mekanı cennet olsun
abdurrahman gazioğlu 3 ay önce yorumlandı
allah rahmet eylesin. çok iyi bir müslüman ve türk dostu idi.
mehmet 4 ay önce yorumlandı
allah rahmet etsin.
erol akdaglı 5 ay önce yorumlandı
bır hilal in yanina 16 yildiz eklemekti en buyuk ulkuleri buyuk turk birligiydi hayalleri turgut ozal ve elcibey bu sevdanin kahramanlari allah mekanlarini cennet etsin.allah icimizden kardeslik sevgisini azaltmasin .
celal can 5 ay önce yorumlandı
gerçek bir kahraman vatansever işte adam gibi adam.allah rahmet
celal can 5 ay önce yorumlandı
gerçek bir kahraman vatansever işte adam gibi adam.
ZİLELİ 5 ay önce yorumlandı
allah rahmet etsi.gerçek bir vatansever ve türk milliyetçisi idi.ebulfeyz elçibey azerbaycan'ın 1992 deki ilk cumhurbaşkanı idi ama ölünce unutuldu, padişah!aliyevler(baba ölünce yerine oğlu geçti)revaçta ve sanki azerbaycan'ı onlar kurtardı.
Veysel POLAT 6 ay önce yorumlandı
allah mekanını cennet eylesin. gerçek bir aydın, gerçek bir vatanperver. ülkesi için çoğu insanın bilmediği acıları severek çekmiş. ve bunları her yerde söyleme gereği bile duymamış bir karekter abidesi. allah öyle insanların eksikliğini göstermesin.
Buğra Can 7 ay önce yorumlandı
allah mekanını cennet etsin. azerbaycan halkının bağımsızlığında en büyük paya sahip lider olduğunu büyük türk milleti unutmayacaktır.
metin çebi 7 ay önce yorumlandı
tanıdığım çok değerli bir devlet adamıydı.
metin çebi 7 ay önce yorumlandı
tanıdığım çok değerli bir devlet adamıydı.
demir bey 1 yıl önce yorumlandı
mekanın cennet olsun.
türk dostu 1 yıl önce yorumlandı
Elçibey Azerbaycanın gerçek başkanı bağımsızlığının sembolü ve birinci devlet başkanıyken, Rus yanlısı yönetim tarafından tamamen kendi halkına ve dünyaya unutturulan, emekleri yok sayılan ve büyük haksızlığıa uğrayan büyük bir liderdir. Azerbaycan Elçibey'in devrilmesiyle tekrar Rusya'nın ve diğer güçlerin işgal ettiği bir ülke durumuna düşmüştür.
Ziya ÖZSOY 1 yıl önce yorumlandı
bu güzel vatanımızda türk olarak yaşamayı türkçe konuşmayı sevmeyi . başka sömürücü milletlerin sömürülerine hizmet etmemek için tüm türkçe konuşan ulusları aynı ülkü etrafında toplamak gerektiğini bilmeyi türkün türkten başka dostunun olmadığını tarihimizde yapılan türlü çirkin oyunları gençlerimize öğretmeliyiz.kendi
türkçemiz dururken başkalarının lisanlarını sanki daha üstünmüş gibi
öğrenip türkçemizin ikinci plana atılmasına seyirci kalmamalıyız tarihte eğer uluslarımızı yaşatmak istiyorsak geçmişimizi unutmamalıyız türkün türkten başka dostunun olmadığını ecdadımıza anlatmamız lazımdır.
TÜRK DEMEK TÜRKÇE DEMEK. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
HASAN ÇINAR 1 yıl önce yorumlandı
boyle lıderler kolay yetişmiyor kıymetlerini sağken bilebilsek keşke.
ama yinede geç sayılmaz onların fikirlerini yaşatabilmeyi becersek bile bu Türk dünyası için büyük bir kazanım olur..
kerasus 1 yıl önce yorumlandı
Gösterişten uzak, idealleri için mücadele eden insanlar unutulmazdır. Gösterdiği mücadele tüm insanlığa örnektir. Allah rahmet eylesin.
hamzai 1 yıl önce yorumlandı
Azarbaycan- Türkiye ilişkinin önemini çok iyi anlayan ve kavrayan bir liderdi. Şu anki mevcut Azarbaycan devlet başkanı gibi Rus yanlısı bir politika izlemiyordu. Aksine yıllardır Rusların empoze ettimeye çalıştığı ve şu an bunu başardığı kültüre şitdetle karşı çıkmıştı. Kendisini darbe ile yıkanlara darbe ile karşılık verecekken o zamanlar Türkiye Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel, durumu Aliyeve bildirerek bütün planları alt üst etmişti. Fikren ve fiilen tam bağımsız bir Azarbaycan düşlemiş, Türk devletlerinin gelişimini birbiri ile olan iyi ilişkinerine bağlamıştı. Çok sevdiği ülkesi ve Türk dünyası için idealleri olan bir liderdi. Maalesef bu ideallerini Rus oyunu bozdu. Yine çok sevdiği bir ülkede Türkiye'de son nefesini verdi. Mekanı cennet olsun.