Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, göreve gelir gelmez söylem, tavır ve icraatıyla eleştiri oklarını üzerine çekmişti. Özellikle öğretmenlerle ilgili kurulan cümleler, öğretmenlere il dışı rotasyon düşünülmesi, bağış genelgesine bağlı olarak okul müdürlerine soruşturma açılması vb. eğitim camiasının tepkisini çekmekle kalmadı, tepkiler eyleme dönüştü.
Zaman içinde Sayın Ömer Dinçer, taşrasıyla merkeziyle teşkilatı tanıdı, yapılan güzel şeylerin çok olduğunu gördü. Sürekli gerginlik ortamı oluşturarak verimli çalışılamayacağını anladı. Başka birçok saikin de bir araya gelmesiyle özellikle 2012 Aralığından itibaren Sayın Bakanda hissedilir bir değişme oldu. Bunun bir sonucu olarak etrafına pozitif enerji vermeye başladı. Muhatapların zihninden ilk izlenimler silindikçe, her şey daha güzel olacaktır.
Hiçbir yönetici bir kurumun başına mevcudu korumak ve kollamak için gelmez. Mutlaka yönettiği kurumda kalıcı izler bırakmak ister. Zaten mevcudu korumak ve kollamak demek; durumu idare etmek demektir, kurumu ileriye götürmemek demektir. Türkiye’nin de temel sıkıntısı burada yatmaktadır. Bugüne kadar insanlara layık görülen şey, mevcudun bekçiliği olmuştur. Bu şu demektir: Aman sen etliye-sütlüye karışma, burada zaten tıkır tıkır işleyen bir düzen var, sen de işin keyfini sür, sakın ha işleyen çarka çomak sokma. Bu anlayış sıkıntıları katlanarak artırmış, Türkiye’yi uçurumun kenarına getirmiştir.
Sayın Dinçer, bakanı olduğu kurumu geliştirmek ve ileriye götürmek istiyor muhakkak. Bunu yaparken söylem ve tavrında ciddi sıkıntı varken, bugün daha iyi bir noktada. Yönver ödül töreninde kendisini dinlediğimde Milli Eğitimimizin geleceği adına umutlandığımı söylemeliyim. Türkiye’deki sistemin ödüllendirmeye değil, cezalandırmaya dayalı olduğunu söylerken çok haklıydı. Bu ödül töreninin bu manada bir milat olduğunu söylüyordu. Bardağın boş tarafıyla çok uğraştıklarını, sorunları çok konuştuklarını ancak bardağa bir de dolu tarafından bakınca gerek eğitimcilerimizin gerekse öğrencilerimizin büyük başarı öykülerine imza attıklarını gördüklerini söyledi. Bu başarı hikayelerini de uzun uzun anlattı. Sözün tam da bu noktasında hem yöneticilerin hem de öğretmenlerimizin acı acı güldüklerini söylemek zorundayım. Sayın Bakan elbette güzel şeyler söylüyordu; ancak okullarını daha ileriye götürmekten başka düşüncesi olmayan okul müdürlerimiz hakkındaki bağış genelgesine dayalı soruşturmalar, bütün hızıyla sürüyordu. Öğretmenlerimiz bir taraftan geçim savaşı verirken, diğer taraftan olağanüstü başarılara imza atmaya devam ediyorlardı.
Sayın Bakanın yöneticiler için performansa dayalı sisteme geçme, öğretmenler için de öğretmen yeterliklerini geliştirme düşüncesine elbette bir şey dediğimiz yok. Sistemin iyi tarafları olduğu gibi düzeltilmeye açık alanları da var. Yeter ki sayın bakanın da ifade ettiği gibi ölçülmek istenen her şey, objektif kriterlere bağlı olsun. Yapılmak istenen her şey, ölçülüp biçilerek yapılsın, paydaşlarla istişare edilerek yapılsın.
Sayın Bakan, geldiği bu noktada birkaç adım daha atmalıdır: Öncelikle gerçekten yolsuzluğa bulaşmamış tüm okul müdürleri üzerindeki soruşturmayı kaldırmalı ve onların gönüllerini almalı, önümüzdeki kayıt döneminde de genelgesine uyulmalıdır. Bu sayede okul yöneticileri yazın hem iyi bir tatil yapma fırsatı bulurlar, hem de velilerle sıkıcı diyaloglara girmekten kurtulurlar. Tabii okulların ihtiyaçlarının karşılanması hususunda da bakanlık, devlet imkanlarını daha fazla devreye sokmalıdır. Bunun dışında Sayın Bakan, eğitimcilerin mesleki yeterlikleriyle ilgilendiği kadar maddi sorunlarıyla da ilgilenmeli, öğretmenlerin ek ödeme mağduriyetinin giderilmesi için sendikalarla birlikte yoğun bir mücadele vermelidir. Şu iki konuda Sayın Bakanın çaba göstermesi bile, bu zamana kadar hafızalara yerleşen olumsuz imajı siler ve Sayın Bakan eğitim camiasının kahir ekseriyetinin desteğini yanına alır.
Son olarak “Okullar Hayat Osun/Bulsun” projesinin ayaklarının yere basmadığını, Türkiye koşullarında fayda yerine, zarar getireceğini söylemek zorundayız. Sayın Bakan bu işe kendini adamış görünüyor ama her güzel proje her yerde uygulanmaz. Sayın Bakanı bu konuda çok kararlı gördüğümüz için pilot uygulama olarak işe başlanmasını önermekle yetinelim. Topyekun uygulanırsa sonucun başarısız olacağı kesindir.
Erol ERMİŞ
Eğitim-Bir-Sen
İstanbul 3 No’lu Şube Başkanı
Haber Kaynağı: www.kamudanhaber.com
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz.
YorumlarToplam 130 yorum mevcut
senin dünyadan haberin yok @hangi haktan bahsediyorsun!!!!! 3 ay önce yorumlandı
arkadaşım sadece sınıf öğretmenlerinin ek ders alma garntisi vardır. branş öğretmenleri eğer okullarında ders açığı varsa alır aksi takdir de almazlar. ahkam kesip durma. herhangi bir öğretmene sor sana anlatır.
ALİ 3 ay önce yorumlandı
Milli Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer Eş durumu Özür Grubu atamalarında il ve ilçe emrini kaldırarak eşlerin birbirlerine kavuşmalarının önüne geçen bir uygulamayı devreye soktu.
Artık eşler birbirlerinin yanına gitmekte çok zorlanacaklar hatta hiç gidemeyecekler. Bu durum insan haklarına ve aile bütünlüğüne aykırı bir durumdur.
Eşlerimizle kavuşma hayalleri kurarken Bakanın bu uygulaması ile göz yaşlarına boğulduk..Bundan sonra eşlerimizden ayrı bir gün daha geçirmek istemiyoruz. Lütfen sesimizi duyunuz, duyurunuz.
hangi haktan bahsediyorsun!!!!! @Hakkımı helal etmiyorumm 3 ay önce yorumlandı
....hangi branşlardan bahsediyon kardeşim açıkla da bilelim ekders almaya öğretmen olmaz
en ücra köydeki ilköğretimde çalışkan öğretmen mutlaka ekders alır sende hiç bir etkinlik yok ise bakanlık ne yapsın benim çalıştığım okulda tenis, voleybol, satranç, futbol, güreş, halkoyunları ders dışı çalışma yapan öğretmen arkadaşlar aylk en az 80-90 saat ekders alıyorlar siz de çalışın bakanlık çalışın diyo anlayana
Hakkımı helal etmiyorumm 3 ay önce yorumlandı
ahirete inanan bir insanım ve bütün yasadıklarımızdan sonra tek sığındığım nokta mizan kuruldugunda hakkımı almak ....hangi öğretmen ek ders alabiliyor bazı branşlar dışında...
ilber 3 ay önce yorumlandı
bakan zaten iyi bir adam ve yöneticiydi.yamuk bakarsak yamuk görürüz.