• 18 Mayıs 2012 Cuma

    İLKER BAŞBUĞ’UN İBRETLİK DURUMU

    03 Şubat 2012, 16:15
    İLKER BAŞBUĞ’UN İBRETLİK DURUMU

    İnternet Andıcı soruşturması kapsamında tutuklanan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkındaki iddianamede, emekli Orgeneral Başbuğ hakkında “Cebir ve şiddet kullanarak hükümeti ortadan kaldırmaya, görevini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek”ten ağırlaştırılmış müebbet hapis, “Ergenekon örgütü yöneticisi olmak” suçundan ise 15 yıldan 22.5 yıla kadar hapis cezası istendi. İstanbul Başsavcı Vekili Fikret Seçen tarafından onaylanan 39 sayfalık iddianamenin İnternet Andıcı davasıyla birleştirmesi talep edildi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Başbuğ hakkında hazırlanan iddianameye ilişkin kararını 15 gün içinde açıklayacak. İddianame kabul edilirse Başbuğ, Silivri’de görülen İrticayla Mücadele Eylem Planı dosyasıyla birleştirilen İnternet Andıcı davasında hâkim karşısına çıkacak.


    Buraya kadar olan Başbuğ’un hukuk önünde düştüğü acı durumu gösteriyor. Bir Genel Kurmay Başkanı’nın bu suçlardan yargılanmasını içime sindiremiyorum. Hele hele tutuklu bir insan hakkında suçlamada bulunmakta istemiyorum ama ne var ki bazı şeylere değinmeden de geçemeyeceğim.


    Peki başbuğ bu günlere nasıl geldi? Halk tabiriyle göz göre göre geldi. Değişen dünyayı anlayamadı. Türkiye’nin de eski Türkiye’den, iktidarında eski iktidarlardan farklı olduğunu anlayamadı ya da anlamak istemedi.


    Gelişen olaylar karşısında, TSK bünyesindeki illegal yapılanmaları, TSK mensuplarının bulaştığı kirli işleri, yerden fışkıran silah ve cephaneyi, Donanmanın karargâhında yerin altına gizlenmiş olan belge ve bilgileri, suçluların yargı karşısında yaptıkları itirafları yok farz etti. Görmemezlikten geldi. Bu da yetmezmiş gibi halkla ve kamuoyuyla alay edercesine lav silahına “Boru”, suç belgelerine “kâğıt parçası” dedi. Arkasına TSK general ve amiral kadrosunu alıp kimi zaman Karargâhtan ve kimi zamanda Fıkrateynden esti gürledi. Yargıya siyasilere ve Hükümete gözdağı vermek istedi. Bütün bunların yanında suçu ve suçluları gizlemek istedi. Suçluları adalete eslim etmeme hususunda elinden gelen gayreti gösterdi. O da biliyordu ki, Albay Cemil Çiçekleri, Hasan Iğsız’ları yargıya teslim etmek demek kendini ele vermek demekti.   


    Ben daha önceki yazılarımda TSK’ne en büyük zararı veren, güvenirliğini yitiren, marka değerini aşağı düşüren şahısların başında İlker Başbuğ’un geldiğini defalarca belirtmiştim. TSK’nin kaybedebileceği bir savaşın bile TSK’nın itibarına bu kadar zarar veremeyeceğini yazmıştım. Hatta milletle alay etmesine karşılık olarak görevde bulunduğu süre içerisinde kendisine bir mail de atmıştım.


    İlker Başbuğ’un o zamanlardaki esip gürlemelerinden birinde Balyoz Darbe Planı çerçevesinde “Camii bombalama” konusunda şöyle diyordu. “Savaşta Allah Allah diye hücum yapan ordu nasıl camii bombalar, nasıl böyle bir şey düşünülebilir”. Bende bu konuşması ile ilgili kendisine mail atmış ve kısaca şöyle demiştim. “Paşam sizin sözlerinize samimiyetle inanmak istiyoruz ama yapılanlar karşısında da tereddüdümüz var“ demiş bizzat başımdan geçen iki örnek sunmuştum. Birincisinde Ankara 1011 Ana Tamir Fabrikası içerisinde davetli olduğumuz bir düğünde içeri girerken hiçbir uyarıda bulunulmadığı halde düğün sırasında bir komutanın uyarısıyla “başı kapalı olan bayanların ya başını açmaları veya bone şeklinde bağlamaları, aksi şekilde dışarı çıkarılacakları uyarısında bulunulduğunu”, düğüne gelmiş sivil şahısların giyimine karışıldığını belirttim. İkincisi yine oğlum eğitimini yaparken Harp okuluna girmek istedi. Gelen evraklar içerisinde “Annenizin başı açık fotoğrafı” istenmekteydi. Başı kapalı olan bizim hanım oğlunun eğitimi için, oğlunun geleceğini düşünerek istemeyerek de olsa gitti başını açtı fotoğraf çektirdi. 


    Bende bu iki örneği vererek İlker Başbuğ’a sormuştum. Eğitim için başvuran bir kişinin annesinin başı açık fotoğrafı neden istenir? Eğitim yapacak çocuk mu? Annesi mi? “Size mi inanalım, yoksa bu uygulamalara mı?”


    Tabi bu mailime hiçbir cevap gelmedi. İlker başbuğ yine bildiğini okudu ve bu günlere gelindi.


    Bu konuya değinmişken şu başörtüsü meselesine de değinmek isterim. Burada maksat başka TSK’ya girecek bir şahsın kendi görüşlerinde olmasını, mütedeyyin kişilerin çocuklarının TSK’den uzak tutulması amaçlanmaktaydı. Yıllardır irtica yaygarasıyla dışlanan mütedeyyin ailelerin fertlerinden Devlet bu güne kadar ne zarar görmüş? Yıllardır dışlanan ve horlanan İmam Hatip’li öğrencilerin toplumdaki suç oranları karşısındaki durumları nedir?  Belki düz liselilere, hatta Harp okulu öğrencilerine karşılık belki % 1 bile değil. O zaman bu tutum nedir? 


    İşte bu yaşananlar, İlker Başbuğ’un düştüğü bu acı durum herkese ibret olsun. Adalet ve tarafsızlık ilkesinden vazgeçilmesin. Toplum kamplara bölünmesin. Topluma yalan söylenmesin. Suçlular korunmasın. Bilinsin ki gün gelir devran döner, estirdiğiniz o feci rüzgâr bir gün size doğru esebilir. O gün pişman olmamak için bugünden düşünmelisiniz. Yoksa İlker başbuğ’un veya gibilerinin durumuna düşmek hiç de ihtimal dışı değildir.  


    Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

    NAMAZ VAKİTLERİ

    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    ZİYARETÇİ DEFTERİ

    Siz de yazmak istemez misiniz?